⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 421
🕐 Son Güncelleme: 15.10.2026 17:59
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul’da etkili olan kuvvetli yağışlar, yanlış şehir planlaması ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle ciddi su baskınlarına ve ulaşım felçlerine yol açtı.
- TMMOB Şehir Plancıları Odası’ndan Prof. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, rant odaklı mega projelerin ve dere yataklarındaki yapılaşmanın kenti afete mahkum ettiğini belirtti.
- Doğal su akış yollarının betonlaşması sonucu yağmur sularının toprağa sızamadığı ve bu durumun kamu hizmetlerini aksattığı vurgulandı.
İstanbul, son günlerde etkili olan şiddetli yağışların ardından ciddi bir sınav verdi. Yağışların beraberinde getirdiği su baskınları, ulaşım ağlarının çökmesi ve günlük yaşamın durma noktasına gelmesi, kentin afetlere karşı ne kadar savunmasız olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Konuyu değerlendiren TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, yaşananların sadece bir doğa olayı olmadığını, yanlış planlama kararlarının sonucu olduğunu ifade etti.
Rant Odaklı Projeler ve Yapılaşma Baskısı
Yağışların neden bir “afete” dönüştüğünü analiz eden Prof. Dr. Giritlioğlu, kentin doğal eşiklerinin hiçe sayıldığını belirtti. Özellikle deprem riskinin bir bahane olarak kullanıldığını savunan Giritlioğlu, yoğun ve kontrolsüz dönüşüm projelerinin şehri kırılgan hale getirdiğini söyledi. Bu süreçte kentin kaynaklarının rant için değil toplum için kullanılması gerektiği vurgulanırken; Kanal İstanbul, İstanbul Hava Limanı, 3. Boğaz Geçişi ve Kuzey Marmara Otoyolu gibi mega projelerin altyapı kapasitesini zorladığına dikkat çekildi.
Dere yataklarında devam eden ve göz yumulan yasa dışı yapılaşmanın, yağmur suyunun tahliyesini imkansız hale getirdiğini belirten uzmanlar, bu durumun maliyetinin doğrudan halk tarafından ödendiğini ifade ediyor. Benzer şekilde, diğer şehirlerdeki sağanak yağış etkileri incelendiğinde, altyapı yetersizliğinin ortak bir sorun olduğu görülüyor.
Doğal Su Akış Yolları ve Ekolojik Tahribat
İstanbul’un ekolojik alanlarının ve su havzalarının üzerindeki baskının her geçen gün arttığını belirten Prof. Dr. Giritlioğlu, AVM’ler ve büyük ölçekli yapılaşmaların doğal drenaj sistemlerini kestiğini vurguladı. Yağmur suyunun toprağa sızma kapasitesinin azalmasıyla birlikte, suyun yüzeyde birikerek hızla akması sel riskini artırıyor. Giritlioğlu, “Bir bölgede alınan plan kararını sadece o sınırla değerlendirmek yanlıştır. Her yeni yapılaşma, çevresindeki tüm altyapı sistemlerini ve yerleşimleri doğrudan etkiler,” diyerek bütüncül bir planlama çağrısında bulundu.
Altyapı Yetersizliği ve Kamu Hizmetlerine Etkisi
Şehirdeki taşıma kapasitesinin üzerinde yapılaşmaya gidilmesinin, kanalizasyon ve yağmur suyu sistemlerini işlevsiz kıldığı belirtildi. Bu durumun sadece yolları kapatmakla kalmadığı; hastaneler, okullar ve diğer kamusal hizmetlerin erişilebilirliğini engelleyerek yaşam hakkını tehdit ettiği ifade edildi. Özellikle kritik dönemlerde gelen yağış uyarıları sonrası alınan önlemlerin, mevcut yapılaşma yoğunluğu nedeniyle yetersiz kaldığı görülüyor.
Sonuç olarak, sadece yağmur suyu kanallarını genişletmenin veya taşkın sonrası müdahale kapasitesini artırmanın kalıcı bir çözüm olmadığı; asıl çözümün suyun kaynağında tutulması ve doğal akış yollarının yeniden tesis edilmesi olduğu vurgulandı.



