⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 318
🕐 Son Güncelleme: 17.10.2026 09:35
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul’da yaşanan sel baskınları sonrasında gazeteci Ahmet Hakan, yerel yönetimin geçmiş dönemdeki altyapı vaatlerini gündeme taşıdı.
- Hakan, konunun siyasallaştırılmaması gerektiği yönündeki beklentilere rağmen, verilen sözlerin tutulmamasını eleştirme hakkının saklı olduğunu vurguladı.
- Tartışmalar, kentleşme politikaları ve kentsel dere sendromu gibi çevresel faktörlerin yerel yönetimler üzerindeki sorumluluğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
İstanbul’da etkili olan sağanak yağışların ardından kent genelinde yaşanan sel baskınları, yerel yönetim politikalarının yeniden tartışılmasına neden oldu. Gazeteci Ahmet Hakan, kaleme aldığı yazısında sel felaketlerini “siyasallaştırmama” çağrılarına yanıt verirken, geçmişte verilen altyapı sözlerini hatırlattı.
Geçmiş Vaatler ve Güncel Sorunlar
Ahmet Hakan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin geçmiş dönemde astığı afişlerde yer alan “Yaptığımız altyapı yatırımlarıyla artık su baskınları yaşanmayacak” ifadelerine dikkat çekti. Hakan, bu vaatlerin gerçekleşmediğini belirterek, yaşanan mağduriyetlerin dile getirilmesinin demokratik bir hak olduğunu savundu. Sel baskınlarının sadece bir doğa olayı olarak görülmemesi gerektiğini ima eden Hakan, yerel yönetimlerin icraatlarının sorgulanmasının gerekliliğini vurguladı.
Şehir planlamasında yaşanan aksaklıklar, özellikle uzmanlardan gelen sel riski uyarıları ile birleştiğinde, İstanbullular için kronik bir soruna dönüşüyor. Altyapı yatırımlarının yetersizliği veya yanlış planlanması, her yağışlı dönemde benzer görüntülerin ortaya çıkmasına sebep oluyor.
Eleştiri ve Siyaset Dengesi
Hakan, yazısında “Sel baskınını siyasallaştırmayalım diye bunu da dile getirmeyecek miyiz?” sorusunu sorarak, belediyecilik faaliyetlerinin denetlenebilir olması gerektiğinin altını çizdi. Siyasetin sorumluluk alanında olan altyapı hizmetlerinin, aksaklık durumunda eleştirilmesinin doğal bir süreç olduğunu belirten Hakan, “siyasallaştırmama” söyleminin bir tür “sessizlik kalkanı” olarak kullanılmaması gerektiğini ifade etti.
Benzer şekilde, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan altyapı sorunları veya Isparta’da olduğu gibi ekstrem hava olaylarına karşı alınan önlemler, yerel yönetimlerin kriz yönetimi kapasitesini test ediyor. İstanbul özelinde ise, büyükşehir belediyesinin geçmişteki iddialı afişleri, bugün yaşanan aksaklıklarla kıyaslandığında vatandaşın tepkisini çeken temel unsurlardan biri haline gelmiş durumda.
Sonuç olarak, İstanbul gibi dev metropollerde altyapı sorunlarının çözümünde siyasi rekabetin ötesine geçilmesi ve bilimsel verilerin ışığında kalıcı projelerin hayata geçirilmesi gerektiği bir kez daha gün yüzüne çıktı. Ahmet Hakan’ın bu çıkışı, kamuoyunda yerel yönetimlerin hesap verebilirliği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.


