⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 367
🕐 Son Güncelleme: 20.10.2026 15:41
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- İstanbul’da 14 Ekim’de meydana gelen şiddetli yağışlar, yedi kişinin hayatını kaybetmesine ve geniş çaplı maddi hasara yol açtı.
- Bilim insanları, Karadeniz’deki su sıcaklığının artışının yağışları şiddetlendirdiğini, derelerin kapatılması ve betonlaşmanın ise felaketi derinleştirdiğini belirtti.
- İklim modelleri, gelecekte bu tür ekstrem hava olaylarının daha sık ve şiddetli yaşanabileceği konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor.
İstanbul’da 14 Ekim tarihinde etkili olan aşırı yağışlar, kentin altyapısını zorlayarak yedi kişinin yaşamını yitirdiği bir felakete dönüştü. Uzmanlar, yaşanan bu trajik olayın sadece meteorolojik bir tesadüf olmadığını, iklim değişikliği ve hatalı şehir planlamasının bir sonucu olduğunu vurguluyor. Özellikle kuzey ilçelerinde yoğunlaşan yağışlar, kentin afetlere karşı direncini bir kez daha tartışmaya açtı.
Rekor Yağışlar ve İklim Değişimi
Meteoroloji verilerine göre, Beykoz’a 24 saatte düşen 244 milimetre yağış, İstanbul’un Ekim ayı ortalamasının dört katına ulaştı. Benzer şekilde, Sarıyer Kireçburnu istasyonunda kaydedilen 184 milimetrelik yağış, 1981 yılından bu yana süregelen rekorları geride bıraktı. İstanbul’da taşkın riski üzerine çalışan uzmanlar, bu yağışların oluşumunda Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava dalgası ile Ege üzerindeki alçak basınç sisteminin birleşmesinin etkili olduğunu belirtiyor.
Isınan Karadeniz’in Rolü
Felaketin arka planındaki en önemli etkenlerden biri, Karadeniz’in yüzey sıcaklığındaki artış. Son yıllarda yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığının 14,8 dereceden 16,5 dereceye yükselmesi, atmosferde daha fazla nem birikmesine neden oluyor. Sıcak deniz yüzeyi ile kuzeyden gelen soğuk havanın çarpışması, ekstrem yağışları tetikleyen bir “atmosferik motor” görevi görüyor. Bilim insanları, her bir derecelik sıcaklık artışının atmosferin yüzde 7 daha fazla su buharı taşımasına olanak tanıdığını, bunun da doğrudan aşırı yağışlar olarak şehre döndüğünü ifade ediyor.
Betonlaşma ve Dere Yatakları
Yağışların şiddeti kadar, bu suyun tahliyesinde yaşanan sorunlar da felaketin boyutunu artırdı. Dere yataklarının kapatılması, üzerlerinin betonla örtülmesi ve kentin geçirdiği yoğun yapılaşma, suyun toprakla buluşmasını engelleyerek yüzey akışını hızlandırdı. Şehrin kuzeyindeki doğal havza yapısının bozulması, doğal süreçlerin aksamasına ve suyun yerleşim alanlarına dolmasına neden oldu.
İTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Barış Önol ve Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, yüksek çözünürlüklü iklim simülasyonlarının gelecekte benzer yağışların iki katına çıkabileceğini gösterdiğini belirtiyor. Bu tablo, İstanbul’un sadece altyapısını değil, genel kentleşme stratejisini de iklim krizine uyumlu hale getirmesi gerektiğini kanıtlıyor.



