⏱️ Okuma Süresi: 3 dk
📝 Kelime: 515
🕐 Son Güncelleme: 04.11.2026 12:35
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Sena ve Seda kardeşler, çağdaş heykel sanatı ile takı tasarımını sentezleyerek SEDNA markası altında tekil ve giyilebilir heykeller tasarlıyor.
- İki sanatçı, 10. Çanakkale Bienali için ürettikleri “İZ” ve “TAÇ” isimli eserlerinde Troya’nın arkeolojik mirasından ve doğanın döngüsünden esinleniyor.
- Cam döküm tekniği ve antik parçaların birleşimiyle üretilen tasarımlar, geleneksel takı formu ile sergilenen sanat nesnesi arasındaki sınırları kaldırıyor.
Çağdaş sanat pratiği ile takı tasarımını ortak bir üretim zemininde buluşturan Sena ve Seda kardeşler, giyilebilir heykeller konseptiyle sanat dünyasında dikkat çekici bir alan açıyor. İki kız kardeşin kişisel birikimlerinden doğan SEDNA markası, sergilenebilir sanat nesnesi ile takılabilir aksesuar arasındaki geleneksel sınırları ortadan kaldırarak her biri tek ve yeniden üretilemeyen eserler ortaya koyuyor. Üretimlerini 10. Çanakkale Bienali’ne taşıyan ikili, “İZ” ve “TAÇ” adını verdikleri eserlerinde bölgenin köklü arkeolojik geçmişini çağdaş bir dille yorumluyor.
Heykel Sanatından Takı Tasarımına Uzanan Yolculuk
SEDNA’nın temel fikir yapısı, Sena’nın tasarladığı bir heykele uygun kolye arayışıyla şekillendi. Çağdaş sanat ve cam döküm teknikleri üzerine çalışan Sena, takı tasarımı, antika ve koleksiyonerlik alanında deneyim sahibi ablası Seda ile bir araya gelerek Kapalıçarşı’da malzeme araştırmalarına başladı. Piyasada bulunan mevcut örneklerin sanatsal vizyonlarını karşılamaması üzerine kendi döküm parçalarını üretmeye karar veren kardeşler, atölye çalışmalarını ortak bir üretim diline dönüştürdü.
Sena’nın uzun süren malzeme denemeleri sonucunda ilk cam döküm parçasını elde etmesi, markanın özgün tarzının belirlenmesinde kritik bir dönüm noktası oldu. Camın sunduğu ışık geçirgenliği ve form esnekliği, metaller ve antik parçalarla birleşerek benzersiz bir görsel dil oluşturdu. Sanat dünyasındaki bu özgün arayışlar, kentteki kültürel çeşitliliği artırırken tıpkı Kanadalı Müzisyen Seth Nyquist İlk Kez İstanbul’da Sahne Alacak haberinde olduğu gibi farklı disiplinlerin dinamizmini izleyiciyle buluşturuyor.
Arkeoloji, Sanat ve Ortak Hafızanın Sentezi
İki sanatçının çocukluktan itibaren paylaştığı ortak hafıza, ritüeller ve disiplinlerarası bilgi aktarımı eserlerin felsefi altyapısını oluşturuyor. Seda’nın arkeoloji ve takı tarihine dair derin birikimi, Sena’nın formu heykelsel bir boyuta taşıyan yaklaşımıyla birleşiyor. Bu kapsamda üretilen her parça, sadece bir aksesuar değil, beden üzerinde taşınan küçük ölçekli bir heykel niteliği taşıyor.
Disiplinlerarası üretim sürecinde uluslararası kültürel etkileşimler de önemli yer tutuyor. Tarihi ve sanatsal rotaları inceleyen araştırmacılar, sanatçıların ilham kaynaklarının küresel ölçekte genişlediğini belirtiyor. Nitekim kültür gezginlerinin sıkça takip ettiği Avrupa’da yalnız gezmek için en uygun 10 şehir listelerinde yer alan tarihi dokular ve müze kültürleri, sanatsal üretimin tarihsel katmanlarla beslenmesine olanak sağlıyor.
10. Çanakkale Bienali’nde Troya İzleri
Sena ve Seda, 10. Çanakkale Bienali çerçevesinde izleyiciyle buluşturdukları “İZ” ve “TAÇ” çalışmalarında, Troya’nın katmanlı arkeolojik katmanlarını ve doğanın sürekli devam eden döngüsünü merkeze alıyor. Cam döküm ve metal unsurların bir araya getirildiği bu özel koleksiyon, geçmiş ile geleceğin köprüsü olarak konumlandırılıyor.
Öte yandan, özgün tasarım ve sanatsal üretimlerin dijital dünyadaki korunması ve telif hakları da günümüz sanat piyasasının önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor. Sanatsal mülkiyet hususları, tıpkı hukuki alanda AB Adalet Divanı’ndan Yapay Zekanın Haber Kullanımına İlişkin Görüş çerçevesinde yürütülen telif tartışmalarında olduğu gibi, çağdaş sanat üreticileri için de büyük önem taşıyor. SEDNA, tekil ve çoğaltılamaz eser üretimiyle endüstriyel serileşmeye karşı özgün sanat üretimi duruşunu korumayı sürdürüyor.




