Gündem

Yeni Sulak Alanlar Yönetmeliği Doğayı Riske mi Atıyor?

5 Eylül'de yayımlanan yeni Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği, çevre hukukçularının tepkisini çekti. Maden ve sanayi projelerine kapı mı açılıyor?

OKUMA AYARLARI
Yeni Sulak Alanlar Yönetmeliği Doğayı Riske mi Atıyor?
Yeni Sulak Alanlar Yönetmeliği Doğayı Riske mi Atıyor?
📍 Konum: Çanakkale, Türkiye
⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 366
🕐 Son Güncelleme: 08.09.2026 08:58

📌 Öne Çıkan Başlıklar

  • 5 Eylül 2026 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan yeni Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği, çevre hukukçuları tarafından ekolojik yıkıma yol açabileceği gerekçesiyle eleştiriliyor.
  • Düzenleme; maden çukurlarının “suni sulak alan” sayılması, sanayi tesislerine kolaylıklar sağlanması ve koruma alanlarında enerji projelerine izin verilmesi gibi kritik değişiklikler içeriyor.
  • Hukukçular, kamusal denetimin zayıflatıldığını ve bu adımların su varlıkları ile yaban hayatı üzerinde telafisi imkansız sağlık ve çevre sorunlarına neden olacağını belirtiyor.

Türkiye’nin hassas ekosistemlerini korumakla yükümlü olan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği‘nde yapılan kapsamlı değişiklikler, çevre hukuku dünyasında geniş yankı uyandırdı. 5 Eylül 2026 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan yeni düzenleme, doğayı korumaktan ziyade madencilik, sanayi ve enerji projelerine sağladığı yasal kolaylıklar nedeniyle “ekolojik bir tehdit” olarak nitelendiriliyor.

Maden Çukurları “Suni Sulak Alan” Statüsünde

Yönetmeliğin 4. maddesinde yapılan tanımlama değişikliği, maden çıkarma faaliyetleri veya hafriyat çalışmaları sonucu oluşan çukurların “suni sulak alan” olarak kabul edilmesine olanak tanıyor. Çevre hukuku uzmanı Avukat Arif Ali Cangı, bu durumu “denetimsizliğe davetiye” olarak tanımlıyor. Cangı’ya göre, 17. maddede yapılan düzenlemeyle bu alanların yönetiminin doğrudan maden şirketlerine bırakılması, kamu otoritesinin denetim yetkisini elinden alıyor.

Ağır metaller ve kimyasal atıklarla kirlenmiş bu çukurların, yaban hayatı ve bölge halkının su kaynakları için ciddi bir risk oluşturduğuna dikkat çeken uzmanlar, bu durumun biyolojik çeşitliliği yok edeceğini savunuyor. Öte yandan, kamuoyunda Trabzon yeni havalimanı gibi dev projelerin çevre etkileri tartışılırken, bu yönetmelik değişikliğinin daha geniş çaplı bir ekolojik tahribatın önünü açabileceği endişesi yaşanıyor.

Koruma Bölgeleri Yapılaşmaya mı Açılıyor?

Yönetmeliğin 22. maddesi, sulak alan koruma bölgelerinde tarımsal faaliyetler için kuyu açılmasına ve kamu arazilerinin kiralanmasına yeşil ışık yakıyor. Avukat Cangı, bu adımların zaten hassas olan ekosistemleri yeni baskılarla karşı karşıya bırakacağını belirtiyor. Ayrıca, yenilenebilir enerji tesislerinin bu alanlarda kurulabilmesine imkan tanınması, koruma bölgelerinin “sürdürülebilir kullanım” adı altında yapılaşma tehdidiyle baş başa kalmasına neden oluyor.

Benzer şekilde, ülkemizde yaşanan ulaşım ve altyapı projelerindeki aksaklıklar veya Çekmeköy’deki feci kaza gibi güvenlik eksiklikleri kamuoyunun gündemindeyken, çevre mevzuatındaki bu esneklikler “denetimsizlik” tartışmalarını körüklüyor.

Sanayi Tesislerine “Muafiyet” Tartışması

Avukat Cem Altıparmak ise yönetmeliğin 23. maddesine eklenen fıkranın, organize sanayi bölgeleri için tehlikeli bir esneklik barındırdığını vurguluyor. Altıparmak, sanayi tesislerine sağlanan bu kolaylıkların, sulak alanların doğal dengesini bozacağını ve atık yönetimi konusunda zafiyet yaratacağını ifade ediyor. Hukukçular, yönetmeliğin acilen gözden geçirilmesi ve kamu yararı ilkesinin, şirket çıkarlarının önüne konulması gerektiği konusunda hemfikir.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir